Ayni zamanda usta bir oyuncu olan, değerli sanatçımız Dr. Ercan Kesal'ın 'Peri Gazozu' adlı kitabında yer alan bir anısını paylaşmak istiyorum.
23 yaşında genç bir hekimsiniz. Anadolu'nun ortasında, bozkırın tüm hüznü ve yakıcılığıyla sarıp sarmaladığı bir kasabaya tayininiz çıkar.
Elinizde titrek reçetelerle ortalık yerde kalakalırsınız. Uzayda kaybolmuş gibisinizdir.
Sağlık ocağındaki beşinci ya da altıncı ayınızı bitirdiğiniz bir günün sabahı, 'ölü defin raporunu' yazmanız için cenaze sahibi bir adam gelir.
Kasabanın epeyce dışında, yoksul bir mahalleye yürüyerek gidersiniz. Ailenin ne arabası ne de taksiye verecek parası vardır.
İnanılmaz bir yoksulluğun ortasında, sessizce bekleyen insanların arasından, bir odanın köşesindeki sedirde yatan ölü çocuğun yanına varırsınız.
Çocuğun yüzü size çok tanıdık gelir. Bir ara gözünüz, sedirin yanındaki komodinin üzerinde duran şişeye ve altındaki reçeteye takılır.
Kendi yazınızı hemen tanırsınız. Reçetenin üzerinde yarısı içilmiş öksürük şurubu... Tamam.
Bu, geçen hafta muayene ettiğiniz zatürre çocuk. Epeyce bir antibiyotik de yazmıştınız ama onlar nerede?
Antibiyotikler işe yaramadı mı acaba?
Defin raporunu yazmak için kapının girişindeki çekyatta otururken babaya yavaşça sorarsınız:
İlaçların hepsini kullandınız değil mi?
Baba önce duraksar, sonra özür diler gibi konuşur:
Biraz durumumuz yoktu Doktor Bey. Öksürük şurubunu alalım da iğneleri sonra yaptırırız dedik.
İşte o günden sonra yazdığınız her reçete elinize yapışır. Özellikle çocuk hastaların reçeteleri. Geceleri sıkıntıyla uyanır, gündüz yazdığınız reçeteleri bir kez daha geçirirsiniz zihninizden.
Yazdığınız ilaçları alıp almayacaklarını, nasıl alacaklarını sormadan artık hastayı gönderemezsiniz.
Artık hayatınızda hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
Ercan Kesal
Bu metin, Dr. Ercan Kesal'ın hekimlik deneyimlerinden bir kesiti etkileyici bir şekilde aktarmaktadır. Tıp bayramı onun ve tüm doktorlarımız bir kez daha kutlu olsun.🙏
Dünya Gözüme Kaçtı
+++++++-----